Vişne Reçeli 2.0


Ne zaman bir yer hakkında yazı yazmaya karar versem kendimi birden bire acilen yazılmayı hakeden başka bir yerde buluyorum. Gelenek yine değişmedi ve iki seferdir sırada Paris var derken kendimi muhteşem bir adada buluverdim.
Kendimi adada buldum derken gözünüzün önüne tüm zamanların bana gore en etkileyici dizisi olan LOST vari bir kaza sahnesi gelmesin. Zaten bu adada doğaüstü güçler de yok, yeraltında gizlenmiş sığınaklar da ama yine de adaya geldiğiniz andan itibaren hep burada kalmak ve bu adada kaybolmak isteyeceğiniz kesin. İlgilenenler için koordinatları da vereyim: K 39° 50′ 04”, D 26° 04′ 06”. Tamam, sizi daha fazla meraklandırmayayım, hepimizin bildiği ama son zamanlarda giderek popülaritesi artan, Çanakkale Boğazı’nın girişine konuşlanmış Bozcaada’dan bahsediyorum.

Yunan mitolojisinde adı Tenedos olarak geçen ada, adını Aşil tarafından öldürülen hükümdarı Tenes’ten alır. Truva Savaşı’nın sonuna doğru Akhalar bu adaya saklanıp, Truvalılar’ı kandırırlar. Meşhur Truva atı hikayesini hala hatırlamadıysanız, Brad Pitt ve Diane Kruger’in yardımı olabilir belki.

Tarihi zenginliğinin yanı sıra Bozcaada üzüm bağları ve yerli üretim şaraplarıyla da ünlü. Adada kurulmuş olan şarap fabrikaları son dönemde üretim kalitesini artırmakla birlikte, bu pazarda daha bilinir ve sağlam markalar yaratmak için ciddi bir yarış içine girmiş durumdalar.

Adada hayat daha az acele etmek, daha fazla huzur ve sessizlik içinde yaşamak felsefesi üzerine kurulu. Bu daha çok “şarabımdan bir yudum almadan diğer işlere bakamayacağım maalesef, varsın beklesin” tadında bir yaklaşım. Yaşayanlar da çalışanlar da bunu tamamen içine sindirmiş durumda, acelesi olanlar sadece plajlarda şezlong kapmak için rekabet eden turistler. Kediler bile başka yerlerdekilere göre daha bir uykucu sanki burada.

Adanın çekici taraflarından biri de yemekleri elbette. Türlü deniz ürünleri, balıklar ve aklınızı başınızdan alacak zeytinyağlılar gerçekten çok leziz. Bitiremeyeceğinizden emin olduğunuz halde canınız menüde yazan hemen herşeyin tadına bakmak istiyor ve genelde hep yiyebileceğinizden fazla şey ısmarlayarak sonlanıyor bu süreç.

Adada beni en fazla etkileyen şeylerden biri de Rengigül Konukevi’nin muhteşem kahvaltısıydı. Başka bir yerde kalsanız bile kahvaltı için buraya gelmeniz mümkün. Zarif evsahibesi sizi farklı objelerle süslenmiş muhteşem bir bahçeye buyur ediyor. İçeri girer girmez daha önce bulunduğunuz bir yere tekrar gelmiş gibi oluyorsunuz, anneannenizin evinin sıcaklığı var sanki ortamda. Büyük bir masanın etrafına oturup, yıllar sonra bir araya gelmiş bir aile gibi kahvaltınızı yapıyorsunuz ama ailedeki hiç kimseyi tanımadan. Bahçedeki atmosfer o kadar güzel ki bu kahvaltı gün boyu sürsün diye geçiyor içinizden.

Rengigül’de kahvaltıyı bu kadar özel yapan bir diğer şey de birbirinden lezzetli ev yapımı reçelleri. Karpuz, kavun, domates, biber derken taze nane bile kabak çiçekleriyle bir arada öyle güzel bir reçel olmuş ki şaşırıp kalıyorsunuz. 21 farklı reçelden hangi birini yesem diye düşüncelere dalıp her birinin ne olduğunu görüntüsünden anlamaya çalıştım uzun süre. Söylemeye gerek yok her birinin tadı hala damağımda.

Aklımda tüm bunlar varken eve döner dönmez aldığım leziz vişnelerle ne yapmak gerektiği konusunda da bir şüphe kalmamıştı; meyvelerin tadını uzun süre koruyacak bir reçel. Bu reçeldeki meyve/reçel oranı alışılagelmiş 1’e 1 ölçüsünden biraz farklı. Vişnelerin gerçekten vişne tadında olup, şekerin daha az baskın olduğu bir reçel bu. Özellikle kışın soğuk bir günde, bir dilim kızarmış ekmek üzerine sürerek uzun yaz günlerini ve tatil anılarını hatırlatacak bir reçel.

Diğer Bozcaada fotoğrafları için en alttaki galeride yer alan küçük resimleri tıklayarak büyütebilirsiniz.

Malzemeler

  • 1000 g vişne (çekirdekleri ayıklanmış)
  • 800g toz şeker
  • Yarım limonun suyu

Yapılışı

1. Büyük bir dökme demir tencereye (ısıyı eşit dağıttığı için tercih edilmeli) bir sıra vişne koyup üzerine şeker dökün. Aynı işlemi elinizdeki malzemeler bitene kadar tekrarlayın.
2. Tencerenin kapağını kapatarak 12 saat kadar bekletin.
3. Tencereyi kısık ateşe koyup, ara ara vişneleri karıştırın ki en diptekiler şekerle fazla pişip gereğinden fazla koyulaşmasın. Yüzeyde oluşan köpükleri de kaşık yardımıyla toplayıp atın.
4. Koyulaşmaya başladığında (yaklaşık 50-55 dakika sürecektir) limonu da ilave ederek bir 5 dakika daha pişirin.
5. Reçelin yeteri kadar koyulaşıp koyulaşmadığını anlamanın en kolay yolu reçeli ocağa koyarken derin dondurucunuza yerleştirdiğiniz tabakla basit bir test yapmaktır. Reçelin suyundan az bir miktar alıp tabağa koyun ve yavaşça tabağı eğin. Reçel kolayca akıp gitmezse ve tabağın üzerinde koyulaşıyorsa olmuş demektir. İsterseniz bir el blenderı ile vişneleri biraz daha küçük parçalara ayırabilirsiniz, böylelikle ekmeğe daha kolay sürülürler ve vişne taneleri kolayca ekmeğin üzerinden düşmezler)
6. Reçel soğuduktan sonra temiz bir kavanoza boşaltın ve ağzını sıkıca kapatın. Güneş ışığı almayan serin ve kuru bir yerde saklayın (mümkünse buzdolabında)

, , ,

  1. #1 by özge - August 1st, 2010 at 23:57

    birgün mutlaka rumların nefis domates reçelini de anlatmalısın? denedin mi? denemediysen mutlaka dene :)

    sevgiler…

  2. #2 by Ozhan - August 3rd, 2010 at 10:08

    Domates reçelini de denedim, çok da güzeldi dediğin gibi. Yalnız bu tip formu kolay bozulan malzemelerden reçel yaparken sönmemiş kireç kaymağında bekletmek şart o nedenle biraz ar-ge çalışması yapmam gerekli o konuda :)

  3. #3 by Zeynep - August 4th, 2010 at 09:27

    Bu yazı okunur ve msn’den kocaya “Can ifendi bir ara Bozcaada’ya gitmemiz lazım” denir. Tepki henüz gelmedi : ) Ellerine sağlık Özhan.

  4. #4 by Ozhan - August 4th, 2010 at 15:50

    :) Bir kaç fotoğrafla canını çektirmek işe yarayabilir belki Zeynep. Mesafe biraz daha kısa olsa İstanbul’un sıcağından bunaldığımız her an kaçabilsek keşke!

  5. #5 by zarpandit - August 12th, 2010 at 11:12

    ahh o kahvaltı sofrası ne öyle..ben kahvaltıcıyımdır çeşiti bol uzun kurulmuş sofralara çeşit çeşit reçellere sohbeti demli çayı eksik olmayan her masaya zıplarım :) ))) harika fotograflar çekmişsin özellikle masanın fotografı tabaklar çok şirin..

    annemin yönteminden gitmişsin :) ama annem 1′e 1,5 kullanıyor oranı vişnede senden farklı olarak..biz bu sene çekirdeklerle uğraşmadık malum kazanla pişirince :P

  6. #6 by Ozhan - August 12th, 2010 at 21:54

    Zarpandit, ben de aynen senin gibiyim. Böyle bir kahvaltı sofrası bulunca saatlerce kalkamam başından. Döner döner tekrar yerim sonra da akşama kadar bir lokma yiyemem. Dediğin gibi normalde vişne ekşi bir meyve olduğu için şekeri normalden de fazla konuyor ama bu sefer de doya doya yiyemeden iki kaşıkta içim bayılıyor benim. Kullandığım ölçü daha çok vişne tadı almak isteyenler için uygun aslında, yoksa biraz ekşi gelebilir çok tatlı reçel sevene. Çekirdekleri hiç sorma, vişnelerin suyu çok fazla sıçradığı için mutfak tezgahının dibinde ayakta dikilerek ayıkladım, bel ağrısını tahmin edemezsin. En iyisi sizin yaptığınız gibi biraz da yiyenler çaba harcasın diye düşünüp olduğu gibi bırakmak galiba :)

(Sitede Yayınlanmayacak.)
  • Önceki Yazılar

    • Kestane-Rom Kremalı Rulo

    • Pancar Çorbası

    • Yeni Yıl Marshmallowları

    • Bir haftasonu kaçamağı: Alaçatı

    • Sebze Suyu

    • Kışa Veda Tartı

    • Mürver Çiçeği Kremalı Balkabaklı Whoopie Pay

    • Mimolet Peynirli ve Pestolu Krep

    • Paris’te Yemek Pişirmek

    • Muskatlı Patates Mücverleri Arasında Sote Edilmiş Pazı yaprakları

    • Zencefil ve Yeşil Elmalı Yeni Yıl Makaronları

    • Kağıtta Sebzeli Deniz Levreği

    • Güzel Haber!

    • Paris’te Yemek

    • Böğürtlen ve Zencefilli Sorbe